14 Şubat 2009, 16:09. 0 fav. ümit kentmenoğlu.
Etiketler:
bebeklerde beslenme
![]() |
Bebeklerde Beslenme |
|
|
|
|
Anne sütü tartışmasız bebeğiniz için en iyi besin kaynağıdır. Ancak bebeğiniz anne sütü alamıyorsa, onu en doğru şekilde beslerken hastalıklara karşı da korumak istiyorsanız içiniz rahat olsun: Bu dönemde bebeklerin besinsel ihtiyaçlarına göre hazırlanmış devam mamaları sağlıklı büyüme ve gelişme için anne sütünden sonra en doğru, en sağlıklı alternatiftir.
Bebeğin sağlıklı büyüme ve gelişimi için ilk bir yıl inek sütü kullanılmaması gereği tüm bilimsel çevreler tarafından kabul edilmiş bir gerçektir. Büyüme ve gelişmenin en hızlı olduğu hayatın ilk bir yılında bebeğinizin sağlıklı ve doğru beslenmesi kadar mide barsak enfeksiyonları, allerji ve ishale karşı korunması da önemlidir. FONKSİYONEL BESİNLER NE DEMEKTİR? Günümüzde sağlık için faydalı besin maddeleri araştırma çalışmaları yoğun olarak yapılmaktadır. Bu çerçevede değerlendirilen en güncel bilimsel gelişmelerden biri olan “Fonksiyonel Besinler,” “Sağlıklı Besinler” (Healthy Foods) olarak da adlandırılır. Fonksiyonel besinler, doğru ve dengeli bir beslenme sağlama haricinde, hastalıkların tedavisi de dahil olmak üzere tıbbi, koruyucu, faydalı ve sağlığa katkıda bulunan besinlerden oluşan bütünsel bir kavramlar dizisi olarak tanımlanabilir. PROBİYOTİK BESİN NE DEMEKTİR? Bu kavramlardan birisi probiyotik besindir ve tüketilmesi barsak florası için faydalı etkilere sahip canlı bakteriler bileşimini içeren besinler olarak tanımlanırlar. Probiyotikler, anne sütüyle beslenen bebeklerin barsak florasında yoğun olarak bulunur. BEBEK İÇİN PROBİYOTİKLERİN FAYDALARI NEDİR? Probiyotikler doğal korumayı temin eder. Bağışıklık sistemini destekler, hastalık yapan mikroorganizmaların üremesine engel olurlar. Hastalıklara karşı direncin artmasını sağlarlar. İshal ve allerjinin önlenmesi ve iyileştirilmesinde önemli faydaları vardır. Sindirimi kolaylaştırır, vitaminlerin sentezinde rol oynarlar. BEBEK MAMALARINA PROBİYOTİK İLAVESİ MÜMKÜN MÜDÜR? Bebek mamalarına probiyotik ilavesi yapılabilmesi ancak çok ileri teknolojinin kullanıldığı sistemlerde mümkündür. Probiyotik etkilerinin klinik çalışmalarla kanıtlanmış olmasının yanı sıra, bebek mamalarına ilave edilen probiyotiklerin, faydalı olabilmesi için taşıması gereken en önemli özelliklerden biri insan kaynaklı olmalarıdır. Çünkü probiyotik ilavesi değil, doğru anne sütüyle beslenen bebeklerde mevcut olan probiyotik ilavesi önemlidir. PROBİYOTİK İÇEREN BEBEK MAMASI ÜLKEMİZDE MEVCUT MUDUR? Anne sütü ile beslenen bebeklerde doğal korumayı sağlayan probiyotikler ülkemizde sadece ÜLKER HERO BABY 2 PROBİYOTİK devam mamasında kullanılmıştır. Bebeğinizi beslerken, onun aynı zamanda hastalıklardan doğal yollarla korunmasını sağlayacak çok yeni bir konsept olan fonksiyonel besinler Ülker Hero Baby 2 Probiyotik Devam maması ile sizlere ulaşıyor. Ülker Hero Baby 2, anne sütü ile beslenen çocuklarda dominant etkileri klinik deneylerle kanıtlanmış olan b.bifidum&b.longum türleri ile zenginleştirilmiş tek bebek maması olma özelliğini taşıyor. Ülker Hero Baby 2, 4. aydan itibaren anne sütü alamayan bebeklerde doğal korumayı sağlayan, büyüme ve gelişmeyi destekleyen besleyici devam sütüdür. • Vücudun bağışıklıkla ilgili savunma mekanizmalarını güçlendirir. • İshal ve alerjiyi önler. • Sindirimi kolaylaştırır. • Enfeksiyonlara karşı direnci artırır. • Bebeğin özellikle bu dönemde artmış olan DEMİR, ESANSİYEL YAĞ ASİTLERİ ihtiyacını karşılar. Ülker Hero Baby 2 Probiyotik Devam Maması, bebeğinizi mükemmel bir şekilde beslerken, aynı zamanda bağışıklık sistemini güçlendirir, hastalıklara karşı direncinin artmasını sağlar. DENGELİ BESLENME NEDEN ÖNEMLİDİR? İlk bir yılda doğru ve dengeli beslenme eğitimde başarı, bağışıklık mekanizmasının gelişimi, vücut kompozisyonunun doğru gelişimi, sağlıklı çalışma gücünü sağlarken, ilk bir yılda yanlış ve yetersiz beslenme, uzun dönemde şeker hastalığı, şişmanlık, kalp hastalığı, yüksek tansiyon ve yaşlanmanın hızlanmasına neden olmaktadır. |
|
14 Şubat 2009, 16:08. 0 fav. ümit kentmenoğlu.
Etiketler:
reflü hastalığı
![]() |
Gastroözofageal Reflü Hastalığı |
|
|
|
|
Reflü kelime anlamı olarak geriye kaçış demektir. Gastroözofageal reflü; mideden (gastro) yemek borusuna (özofagus) kaçışı gösterir. Çocuklarda da sıklıkla karşılaşılan bir sorun olmakla birlikte sitemizde genellikle erişkin hastalarla ilgili bilgiler verilecektir.
Reflü hastalığı Batı Avrupa ve ABD'de tıbbın en yaygın hastalığı olarak kabul edilmekle birlikte ülkemizdeki tanınma oranı çok düşüktür. Yaptığımız bir çalışmada "reflü" kelimesini duyma oranının % 0.2 olduğunu göstermiştik. Hastalık sıklığı ise ülkemizde de diğer ülkelere eşit olarak erişkinler arasında %20 oranındadır; yani her beş erişkinden birisinde reflü hastalığı vardır. Son yıllarda kitle iletişim araçlarının yoğun ilgisi ile biraz daha fazla duyulur oldu. Her yeni duyulan hastalığın üç zamanlı bir akışı olur; önceleri kimse bilmez. Zamanla hastalık adı yayılmaya başlar ve yaygınlığı ile paralel doğru/yanlış tanılar da artar. En sonunda ülkemize ait bilimsel verilerin de ortaya koyulmasıyla gerçek sıklık, tanı ve tedavi yaklaşımları yerleşir. Reflü şu anda yavaş yavaş ikinci aşamaya geçiyor, tanınma ve öneminin anlaşılması aşamasında. Şimdiden yanlış yere reflü tanısı koyulmuş veya başta kanser olmak üzere kulaktan dolma yanlış bilgilerle panikleyerek yardım arayanlar artmaya başladı. Sitemizde bu konuya detaylı biçimde incelemeye çalışacağız. Hastalığın ülkemizdeki durumu hakkında yeterli veri yoktur. Yapılan bir çalışmada toplam 3.5 milyon yemek borusu-mide (özofagogastroduodenal) hastalık reçetesinden sadece %1.8'inin yemek borusu (özofagus) hastalığı grubu içerisine koyulmuştur. Her basamaktaki hekimin mide yakınmaları ile başvuran hastalarına kısaca: "göğüs kemiğinizin arkasında yanma veya rahatsızlık hisseder misiniz?" "ağzınıza acı-ekşi su veya yedikleriniz gelir mi?" sorularını sorması tanıyı koyduracaktır. Bu soruları rutine sokan bir hekimin GÖRH tanısındaki artışlar şaşırtıcı oranlara ulaşacaktır. Gastroözofageal Reflü Nedir? Reflü tanım olarak mide içeriğinin bir zorlama olmaksızın yemek borusuna geçmesi ve yakınmalara ya da yemek borusu alt ucunda lezyonlara, hasara (ülser vs gibi) yol açmasıdır. Reflü hastalığı bulgularını klasik bulgular ve yemek borusu dışında yarattığı sorunlar olarak ayırabiliriz Klasik bulgular: 1)Göğüste yanma (heartburn, pirozis): Ne yazık ki kesin bir türkçe karşılığı olmayan bu yakınma bazen doğrudan göğüs kemiği arkasında, bazen de mideden göğüse yayılan bir yanma hissi şeklinde tanımlanır. Esa sorun yemek borusu kaynaklı yanmanın kalp yanmasından ayrılmasıdır. Özellikle yemeklerden birkaç saat sonra bazen de gece uykudan uyandıracak şiddette oluşur. 2)Ağıza acı-ekşi su, yemeklerin gelmesi (regürjitasyon): Genellikle ağır bir yemeği izleyerek ortaya çıkar. Bazen göğüste yanma ile birlikte bazen de tek başına ortaya çıkabilir. Gece boğulmaları tanımlayan hastalarda özellikle önem taşır. REFLÜNÜN TİPİK OLMAYAN VEYA YEMEK BORUSU DIŞI SORUNLARI: Tipik olmayan sorunlar: Göğüs ağrısı Mide ağrısı Bulantı Yemek borusu dışı sorunları: Dişte erozyonlar Boğaz sorunları Ses kısıklığı Boğazda dolgunluk hissi (globus) Boğaz temizleme Ses tellerinde sorunlar (ses düşmesi vs) Ses tellerinde polip, nodül vs Larenjit Akciğer sorunları : Müzmin öksürük Astma Akciğerlere mide içeriği kaçması Yineleyen zatüre Uykuda solunum bozuklukları Yemek borusu dışında yarattığı sorunlar: 1. Boğaz sorunları (faringolaringeal reflü): Sürekli boğaz temizleme, ses kısılması ve kaybı, sürekli farenjit veya larenjit sorunu tanımlayan olguların önemli bir kısmında reflü hastalığı bulunur. 2. Öksürük ve astımla ilişkisi (özofagopulmoner reflü): Sürekli öksüren her üç hastanın ikisinde esas nedenin reflü hastalığı olduğu gösterilmiştir. Astım ile reflü arasında yumurta-tavuk benzeri bir neden-sonuç ilişkisi olduğu söylenebilir. Biri diğerini kötüleştirir. 3. Kalp dışı nedenlerden kaynaklanan göğüs ağrısı (Nonkardiak chest pain): Reflü hastalığı bir grup hastada kalp ağrısından ayrılması neredeyse olanaksız şekilde göğüs ağrısı oluşturur. Bu hastalara koroner anjiografi dahil tüm tetkikler yapılmış olsa da kalbe ait sorun saptanamaz. 4. Diş sorunları: başta çocuklar olmak üzere bir grup hastada dişlerde doku zedelenmesi (erezyon) oluşturmaktadır. Reflü Hastalığının Tanısı Nasıl Konur? MUTLAKA doktora başvurulmalıdır. Lütfen bu sitede yazılanları okuyup kendi kendinizin veya eşinizin dostunuzun doktorluğunu üstlenmeyin. Onarılmaz hatalara neden olabilirsiniz. Tabloda halen kullanılan tanı yöntemlerinin bir listesini görebilirsiniz. REFLÜ HASTALIĞINDA TANI YÖNTEMLERİ Yakınmaların varlığı / deneme tedavisi Baryumlu üst sindirim sistemi radyolojisi (ilaçlı mide filmi diye bilinir) Üst sindirim sistemi endoskopisi ve biyopsi (parça alınarak patolojide incelenmesi) 24 saat boyunca yemek borusuna kaçan asidin ölçülmesi (pHmetri) Yemek borusu kasılmalarının değerlendirilmesi (manometri) Sintigrafi (sadece çocuklarda ve kısıtlı yarar sağlar, erişkinlerde kullanılmıyor) Yemek borusuna asit verilerek yanma oluşup oluşmadığının testi Eğer reflü yakınmaları tipik ve özel durumlar söz konusu değilse hekimin doğrudan ilaç tedavisine başlayıp sonucunu değerlendirmesi artık genel kabul görmüş yaklaşımdır. Bu amaçla proton pompası inhibitörleri denilen ilaçları günde iki kere (sabah-akşam aç karnına) başlayıp 2 hafta sonra yakınmaların kaybolduğunun görülmesi tanı koydurucudur. Reflüde iki haftalık bu tedavi ile yakınmalar ortadan kaybolur fakat süre kısa olduğundan neredeyse her zaman tekrarlar. Tekrarladığında hekimin tanıdan emin olması ve artık daha uzun süreli tedaviye başlaması önerilir. Üst sindirim sistemi endoskopisi ve biyopsi (parça alınarak patolojide incelenmesi): Endoskopi tamamen esnek bir borunun hekim tarafından hastanın ağzından yemek borusu, mide ve onikiparmak barsağına ilerletilerek bu kısımların optik yöntemlerle ve göz ile incelenmesine verilen isimdir. İşlem sırasında çoğu kere mide ve yemek borusundan parça alınarak patolojinin desteği sağlanır ve tanıların kesinleştirilmesinde bu destek çok önemlidir. Parça alınmasının riskli olduğu ve başta kanser olmak üzere hastalıkların yayılacağı fikri endoskopik olarak KESİNLİKLE yanlıştır. Son yıllarda geliştirilen başarılı anestezi teknikleri sayesinde işlem kolayca ve acısız olarak yapılabilmektedir. Endoskopi kimlere gerekmektedir? Endoskopi Barrett denilen durumu erken yakalamak amacıyla yapılır. Barrett; uzun süreli reflü nedeniyle hasarlanan yemek borusu hücrelerinin ince veya kalın barsak hücrelerine dönüşmesi sonucu ortaya çıkar. Bu durum bir kanser öncüsü olarak kabul edilir ve izlenir. En çok 50 yaşını geçmiş ve 5 yıldan uzun süredir reflü yakınması bulunan erkeklerde görüldüğünden bu gruptaki kişilerin hayatlarında bir kere endoskopi yaptırmaları önerilmektedir. Reflü nedeniyle endoskopi yapılanların sadece %1-2'sinde Barrett bulunur ve bu zeminde kanser riski %1'in altındadır. Diğer ve ÇOK ÖNEMLİ bir endoskopi gereksinimi ALARM BULGULARI dediğimiz ve kanser kuşkusu uyandıran bulguların varlığıdır. Bu bulgular tabloda özetlenmiştir. ALARM BULGULARI (Varsa Hemen Endoskopi Yapılmalıdır !) Geçirilmiş üst sindirim sistemi kanaması (ağızdan kahve telvesi şeklinde kusma ve/veya simsiyah, pis kokulu dışkılama) Yutma güçlüğü (lokmalar göğüste takılır ve sıklıkla su içirilerek geçirilmeye çalışılır) Yutarken ağrı duyma Açıklanamayan kilo kaybı Kansızlık (hele ki erkeklerde görüleni MUTLAKA ayrıntılı inceleme gerektirir, kadınlarda aşırı adet kanaması nedeniyle oluşan kayıp durumu yoksa inceleme şarttır) Gaitada (dışkıda) Gizli Kan saptanması: bu test 40 yaşını geçmiş herkesin 6 ayda bir check-up amacıyla yaptırtması gereken bir incelemedir. Ağızdan anüse sindirim sisteminin herhangi bir kısmındaki bir hastalıkta kanama olabilir ve bu azıcık kan dışkı ile atılırken saptanabilir. Ailesinde sindirim sistemi kanseri olanların 30'lu yaşlarda başlamaları önerilir. 50 yaşının üzerinde 5 yıldan daha uzun süreli reflü yakınmaları bulunan erkekler Kime endoskopi gerekmez? Öncelikle alarm bulguları olmayan basit reflü hastalarında ilk tercihin endoskopi olmadığı vurgulanmalıdır. İlaçla deneme tedavisi seçilmelidir. Yapılan endospide Barrett veya darlık saptananlar hariç reflü yakınmaları ilaçla düzelen hastaları endoskopik olarak takip etmek yani sürekli endoskopi yapmak da gerekli değildir. Yine de hekiminiz tekrar endoskopi isterse iyi bir açıklama yaptırın, ikna olursanız hekiminizi dinleyin. Çünkü bu saydıklarımız genel kurallar olup her hasta kendine özgü olarak değerlendirilmelidir. Endoskopi işlemine hazırlık: Hasta, kullanmakta olduğu ilaçlar için doktoruna danışmalıdır. Girişimden en az 8 saat öncesinden itibaren katı veya sıvı gıda alınmaması önerilir. Ortalama 10-15 dakika sürebilecek girişim sonrasında eğer anestezi uygulanmışsa hastanın dikkat gerektiren işleri yapmaması, araba kullanmaması önerilir. Anestezi uygulanmadıysa kısıtlama yoktur. Boğaz uyuşturan bir ilaç sıkıldığından işlemden sonra genellikle 1-2 saat yenilmemesi, içilmemesi önerilir. Doktor tarafından farklı bir öneride bulunulmadıkça ilaçlara devam edilir. TEDAVİ: Tedavide kullanılacak ilaçlara MUTLAKA hekim karar vermelidir. Bu sitede detaylı olsa da genel bilgiler verilmektedir. Lütfen sadece okuduklarınızla ilaç başlamayın, ilaç değiştirmeyin, reflü ile ilgilenen bir hekime danışın. Aksine davranışta ortaya çıkabilecek olumsuz gelişmelerden bu sitenin yöneticileri hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz. İlaç tedavisinin nasıl olacağı konusunda kesin kriterler yoktur. Sıklıkla kullanılan iki tedavi yönteminde ilaçlar hafiften güçlü olana veya tam tersi bir sırayla başlanabilir. Tüm olgularda yaşam tarzı değişiklikleri tabii ki vurgulanmalıdır. Hangi rejim kullanılırsa kullanılsın reflü tedavisinin aylarca sürmesi gerektiğini tekrar vurgulayalım. Örneğin iki haftalık kısa bir tedaviden sonra yakınmaların kısa sürede yinelemesi olasılığı çok yüksektir. Bir başka ve bizce en uygun tedavi yaklaşımı hastaya göre ilaç başlama tekniğidir. Burada dogmalara yer vermeden yakınma şiddetine göre ilaca başlanır. En hafif olgular 1. basamağı oluşturur. Ağır hastalar ise 3. ve son basamakta yer alır. Bu yaklaşım biçiminde: 1. basamak: Hastalığa bağlı yandaş sorunların bulunmadığı olgular: genellikle bir zararlı faktör veya hastalığı artıracak bir hatanın ardından oluşur (aşırı yemek, içki, stress). Genellikle ciddi bir yakınma yoktur. Haftada 2-3 ataktan azdır. Yandaş yakınmalar (reflünün yemek borusu dışı bulguları; aşağıya bakınız) yoktur. Tedavi önerisi: Sosyal önlemler, aljinik asit, H2 blokerleri, Antiasitler? 2. basamak: Orta sıklıkta yakınmalar vardır. Haftada 2-3 ataktan fazla fakat henüz müzminleşmemiş olgular. Tedavi önerisi: Tek doz proton pompa inhibitörü (sabah, aç) 3. basamak: Ağır olgular. Sürekli ve kesilmeyen yakınmalar vardır. Tedavi kesilince hızlı, hemen tekrarlama olur. Reflüye bağlı yan etkiler: Barrett, striktür olabilir. Yemek borusu dışında ortaya çıkan reflü sorunları yani boğaz ve akciğer problemlerinde yüksek doz proton pompa inhibitörü (sabah, akşam bir aç), uzun süre kullanılır. Bir süre yüksek doz verildikten sonra azaltılarak kesilmeye çalışılır. Son zamanlarda hastanın yakınması oldukça ilaç almasını öneren tedavi rejimleri gündeme gelmeye başlamıştır |
|
14 Şubat 2009, 16:07. 0 fav. ümit kentmenoğlu.
Etiketler:
gebelik ve beslenme
![]() |
Gebelik ve Beslenme |
|
|
|
|
Hamile olduğunu yeni öğrenen kadınların pek çoğunda, en çok ilgi çeken konulardan birisi beslenme şeklinin nasıl olması gerektiğidir. Çoğu kadın bebeğinin gelişimi için doğru ve dengeli beslenemediğini düşünür. Hatta ilk aylarında kilo alamayan gebeler endişelenebilirler. Aslında bu endişe çoğu zaman gereksizdir. Çünkü bulantı ve kusmalar ile iştahsızlık problemleri ilk aylarda kilo almayı doğal olarak engelleyebilir.
Kimi zaman hastaların eline çeşitli diyetler verilmekte ve belli beslenme programlarına zorlanmaktadırlar. Bazı gebeliğin özel durumları haricinde bu tür yaklaşımların hiçbir bilimsel geçerliliği yoktur. Kadınları korkutarak sevmedikleri veya tolere edemedikleri gıda maddelerini tüketmeye zorlamak kabul edilebilir bir yaklaşım değildir. Bu tür diyetler ancak konunun uzmanı diyetisyenler tarafından hastanın durumu göz önüne alınarak, doktorunun önerileri doğrultusunda ve kişiye özel olarak hazırlanabilir. Ancak yine unutulmamalıdır ki bebeğin büyümesi, sağlıklı olması, ruhsal, fiziksel, zihinsel yönden iyi gelişmesi annenin sağlığı ve dengeli beslenmesiyle orantılıdır. Annenin gebelik öncesi fiziksel gelişimini tamamlamış olması, besin depolarının yeterli olması ve yaşı, hem bebeğin hem de annenin sağlığını koruyacak en önemli etkenlerdir. Çünkü bebek, annenin besin yedeklerinden ve gebelik boyunca tükettiklerinden kendisi için gerekeni seçip alarak, büyür beslenir. Annenin günlük yaşantısını sürdürecek yeterli enerji ve besin öğelerini alırken doğal yollardan fazladan alacağı protein, enerji, vitamin ve mineraller hem kendisi hem de doğacak bebeğin sağlıklı olmasının garantisidir. Normal bir gebelik sürecinde annenin kendi gereksinimine ek olarak tükettiklerinin bebeğe aktarılması için annenin yaklaşık 10-12 kg alması yeterlidir. Bu artışı sağlayabilmek için gebelik öncesine göre bir gebe ek olarak günlük 20 gr. protein, 15-20 mg. demir, 500 mg. kalsiyum ve ortalama 300 kalorilik enerji alması gereklidir. Gebelikte sıklıkla tüketilmesi gereken besin öğelerine göz atalım. KALSİYUM Kalsiyum, bebeğinizin gebeliğin 8. Haftasından itibaren oluşmaya başlayan kemik ve dişlerinin gelişimi için gerekli bir mineraldir. Gebelikte, normalde gerek duyduğunuz miktarın iki katı kadar kalsiyum gereklidir. Çünkü gebelik boyunca diş ve kemiklerden sürekli bir kalsiyum eksilmesi olmaktadır. Kalsiyum açısından zengin besinler peynir, süt, yoğurt ve yeşil yapraklı sebzelerdir. Ancak süt ürünlerinin yağ açısından da zengin olduğundan dolayı yağı alınmış süt ve yoğurdu tercih etmeniz daha doğru olacaktır. Brucella, tifo benzeri hastalıklardan korunabilmek için tükettiğiniz peynirin ve sütün hijyenik ve pastörize olmasına da özen gösterin. PROTEİNLER Gebelikte artan protein gereksinimi karşılamak için kırmızı ve beyaz et, süt ve süt ürünleri, yumurta, balık, kuru baklagiller(fasulye, mercimek, barbunya..) gibi proteinden zengin besinler önerilir. Proteinler, hayvansal ve bitkisel proteinler olarak ikiye ayrılır. Diyetlerde bitkisel ve hayvansal proteinler eşit oranlarda tüketilmelidir. Hayvansal gıdalardaki yağ mümkün ölçüde alınarak, etin yağsız şekilde tüketilmesi önerilir. Ayrıca balıkta proteinden başka bulunan omega 3- yağ asitleri de bebeğin zeka gelişimi üzerine olumlu etkili bir maddedir. Balık taze ve iyi pişirilmiş olmalıdır. C VİTAMİNİ C vitamini demirin bağırsaklardan emiliminde, vucudun hastalık etkeni mikroorganizmalara karşı immun(bağışıklık) direncinin arttırılmasında ve metabolizmamızdaki pek çok biyokimyasal süreç için gerekli bir vitamindir. Gebelikte C vitamini gereksinimi metabolizmanın hızlanmasına bağlı olarak artmıştır; ancak düzenli bir şekilde beslenen gebelerde hap şeklinde vitamin alınması önerilmemektedir. C vitamini portakal, limon, kırmızı ve yeşil biber, domates, çilek, greyfurt, karnıbahar, lahana, brüksel lahanası gibi pek çok taze meyve ve sebzelerde bulunur. Vücutta depolanmadığı için her gün belli bir miktar alınmalıdır. Uzun süre saklanan ve pişirilen besinlerde C vitamininin çoğu kaybolur. Besinleri tazeyken tüketmeli, iyi yıkanmış sebzeleri çiğ ya da az haşlayarak yemelisiniz. Ayrıca gebelere uzun süre beklemiş, doğal içerikli olmayan, konserve ve benzeri gıdalar da önerilmez. FOLİK ASİT Bebeğin merkezi sinir sisteminin gelişmesi için özellikle gebeliğin ilk haftalardan itibaren folik asit alınması çok önemlidir. Vücutta depolanmadığı ve gebelik süresince normalden fazlasına gerek duyulduğu için her gün alınmalıdır. Taze yeşil sebzeler folik asit kaynağıdır, ancak uzun süreli pişirmeler ve uzun süre bekleyen gıdalardaki miktarını azaltır. En çok ıspanak, yer fıstığı, fındık, karnıbahar, kepekli ekmekte mevcuttur. Doğal gıdalar gebenin folik asit açığını tam olarak kapatamayacağından ötürü gebeliğin ilk haftalarından itibaren hap olarak dışarıdan alınması uygun olacaktır. Gebelerde folik asit eksikliğine bağlı bebeklerde nöral tüp defektleri(hidrosefali, spina bifida, anensefali) adı altında toplanan bir takım anormalliklerin ortaya çıkabileceği gösterilmiştir. Ayrıca bu gebelerde preeklampsinin (gebelik zehirlenmesi) daha sık geliştiği gözlenmiştir. Daha önceden folik asit eksikliği saptanmış veya nöral tüp defekt anomalili bebek doğurmuş kadınlar, gebe kalmayı düşündükleri tarihin en az 3 ay öncesinden itibaren folik asit alımına başlamalıdırlar. LİFLİ GIDALAR (Posalı gıdalar) Günlük beslenmenizin büyük bir bölümünü oluşturması gereken lifli (posalı) yiyecekler, gebelikte sık görülen kabızlığın ve bağırsak tembelliğinin önlenmesinde çok yararlıdır. Genellikle tüm sebze ve meyveler lif açısından zengindir. Her gün bolca yiyebilirsiniz. Kepekli besinler de lif içerir, ancak diğer bazı besinlerin bağırsaklardan emilimini azalttığından aşırı tüketilmemelidir. Lifli gıdalar en sık olarak kepekli ekmek, yulaf ezmesi, barbunya, kepekli makarnalar, kayısı, kuru üzüm, bezelye, pırasa, esmer pirinç, ahududu, kuruyemişte bol miktarda vardır. GEBELİKTE SIVI ALIMI Gebelik süresince bol miktarda su ve sıvı alımı sizin ve gebeliğiniz açısından son derecede yararlıdır. Özellikle bol su tüketimi idrar yolu enfeksiyonu, oligohidramnios(bebeğin amnion sıvısının normalden az oluşu), erken doğum eylemi, solunum yolu enfeksiyonları, kabızlık, ishal gibi pek çok durumda koruyucu veya tedavi edici olabilir. Gebelikte çay, kahve, kolalı içecekler ve kakao önerilmez. Çay içerdiği ‘tein’ maddesiyle demir eksikliğine yol açarken, diğer maddeler ‘kafein’ içerdiğinden ötürü bebek üzerine olumsuz etkide olabileceğinden dolayı önerilmemektedir. Maden suyu (soda) içilmesinin ise hiçbir olumsuz etkisi yoktur. Yine tamamen doğal ve katkı maddeleri içermeyen bitki çayları da gebelikte içilebilir. Alkol, gebelikte kullanıldığında bebekte ‘fetal alkol sendromu’ olarak tanımlanıp, zeka geriliği ve bir takım yapısal anormalliklerle kendini gösteren problemlere yol açtığından ötürü kesinlikle zararlıdır. Gebelikte gereksiz kalori tüketimini de kısıtlamak gereklidir. Unutulmamalıdır ki, önemli olan annenin karnının yağ bağlaması değil içerideki bebeğin sağlıklı ve uygun gelişimidir. Bu yüzden kek, bisküvi, reçel ve meşrubat gibi temel besin öğelerinden yoksun şekerli yiyecek-içeceklerden mümkün olduğunca kaçınmak gereklidir. Ayrıca yağlı kızartmalar yerine haşlama türü gıdalar tercih edilmelidir. Aşırı tuzdan da kaçınmak uygundur. Özellikle son aylarda aşırı tuzlu yeme ile vucütta ödem artabilir, tansiyon yükselebilir ve kendinizi daha rahatsız hissedebilirsiniz. Hangi besin kaynakları ne işe yarar? Et, yumurta, kurubaklagiller: Beyin, kas, kemik ve dişlerin gelişimi ve kan yapımında görevlidir. Protein ve demir gereksinimini karşılarlar. Süt ve süt ürünleri: Kemik, diş gelişimi ve büyüme ile görevlidirler. Protein ve kalsiyum kaynağıdırlar. Sebze ve meyveler: Büyüme ve gelişme için vitamin ve mineralleri sağlarlar. Tahıllar: Kalori ve B grubu vitaminleri içerdiklerinden büyüme ve gelişmeye için önemlidirler. Yağ ve şekerler : Sadece enerji içerirler ve enerji açığını kapatırlar. Yeterli ve dengeli beslenmede dikkatli bir şekilde tüketmek zorunda olduğumuz bu besin gruplarını gebelikte de aynı özenle tüketmeliyiz ki sağlıklı yaşayabilmek için doğru beslenme alışkanlıklarını kazanabilelim. “Gebelik diyet yapmak için uygun bir zaman değildir” Yaş, boy ve hareket durumumuza göre uygun ağırlıkta gebeliğe başlanmalıdır. Çok kilolu bir gebeyi zayıflatmak gebelik sürecinde doğru değildir, kilosunu korumaya çalışmak ve özellikle dördüncü aydan sonra kalori kısıtlamasına gitmemek gerekir. Beslenmede yüksek kalorili yiyeceklerin fazlaca almasına engel olmak, ancak gebelik için gerekli temel besin ögelerini alarak gereksinmeleri karşılamak esastır. Ergenlik çağında olan veya yaşantısı gereği çok hareketli gebelerde ise mutlaka olması gereken, kilonun korunması ve ek olarak gebelik için artan gereksinimin karşılanmasıdır. Gebelikte ağırlığın takibi çok önemlidir. İlk üç ayda 0,5-1 kg, sonraki aylarda ise ortalama 1.5-2.0 kg, ağırlık kazanması uygundur. Çok zayıf gebelerde, yetersiz ve dengesiz beslenenlerde düşük ağırlıklı doğum, erken doğum, ölü doğum, zihinsel ve bedensel özürlü doğumlar görülebilir. Annede anemi (kansızlık), kemik ve diş kayıpları, preeklampsi, vücutta su tutulması (ödem), iş gücü kaybı, halsizlik görülme oranı yüksektir. Çok kilolu gebelerde ise hipertansiyon, şeker hastalığı, doğum güçlükleri gibi problemler görülebilir. Bu nedenle anne adaylarının gebelik öncesi kontrolleri yapılması, gebe kaldıktan sonra her ay beslenme ve kilo izlenmesinin yapılması gerekmektedir. BESLENME İÇİN İPUÇLARI • Öğünleriniz sık ve az az porsiyonlar halinde olmalıdır. Ne uzun süre aç kalın, ne de yediğinizde tıka basa midenizi doldurun. • Aldığınız gıdaların taze olmasına dikkat edin. Konserve, beklemiş gıdalar ve içinde katkı maddeleri bulunarak saklanan gıdalar yerine taze ve doğal maddeleri tüketmeye özen gösterin. • Yediğiniz gıdalarda “çeşitliliğe” önem verin. Bu şekilde pek çok vitamin ve minerali almanız mümkün olacaktır. • Aşırı yağlı, tatlı, baharatlı ve kalorili gıdalar yerine protein ve karbonhidrattan zengin, yağ oranı düşük besin öğelerine yönelin. Unutmayın ki önemli olan sizin kilo almanız değil bebeğin içeride yeterli şekilde beslenebilmesidir. Preeklampsi durumu veya riski varsa protein alımınızı arttırmanız gerekebilir veya gebeliğe bağlı şeker hastalığı(gestasyonel diabet) söz konusu ise diyetisyeninizin önereceği şekilde kalori kısıtlamasına gitmeniz gerekebilir. • Gebelikte dışarıdan hap olarak alınması gereken iki madde folik asit ve demirdir. Dengeli beslenebilen bir gebede bunlar harici vitamin veya mineral alımı gereksizdir. Piyasada pek çok multivitamin adı verilen ve içinde pek çok vitamin ve mineralleri barındıran ilaçlar vardır. Bunlar çoğu hekim tarafından reçete de edilmektedir. Ancak son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar; gebelikte dışarıdan hap olarak alınan A, C, E vitaminleri ile magnezyum, kalsiyum, çinko, selenyum, bakır, flor gibi eser elementlerin gebelik üzerine her hangi bir olumlu etkilerinin olmadığını göstermiştir. Eğer gebeliğe bağlı bacak kramplarınız oluyorsa Magnezyum, preeklampsi riskiniz varsa Kalsiyum’u ilave olarak doktorunuz size reçete edebilir. Sentetik multivitamin hapları dengeli beslenemeyen gebelerde destekleyici olarak verilebilse de doğal gıdaların hiçbir zaman yerini tutmayacaktır. • Gebeliğin ilk aylarında yapılan “Toxoplasma testleri” sonucunda vücudunuz bu parazitle önceden hiç karşılaşmamışsa bazı önlemleri almanız şarttır. Özellikle kedi ve köpek dışkılarıyla bulaşan bu rahatsızlık gebelik döneminde ortaya çıkarsa bebekte ölümcül veya sakatlıklara yol açan problemlere neden olabilir. Toxoplasma özellikle iyi yıkanmamış sebze ve meyveler ile iyi pişmemiş çiğ etlerden geçer. Toxoplasma’dan korunmak için ; ellerinizi öğün önceleri düzgün şekilde yıkayınız. Sebze ve meyveleri de tüketmeden önce uzun süreli yıkayınız. Evinizde kedi veya köpek besliyorsanız aşılarını ihmal etmeyin, onlara da çiğ et vermeyin ve yakın temastan kaçının. Çiğ veya iyi pişmemiş et ve et ürünlerinden kaçının. Toxoplasma ülkemizde özellikle çiğ etlerin yoğun olarak tüketildiği doğu ve güneydoğu Anadolu bölgelerinde sık olarak görülmektedir. • Beslenmede suyu asla ihmal etmeyin. Günde en az 8-10 bardak su için. Yaz aylarında bu miktar 15 bardağa kadar çıkılabilir. Özellikle ileri aylarda kabızlık şikayeti varsa bol su içerek, kabuğu ile yenen meyveleri tüketerek, her öğünde sebze ile salataya yer vererek ve yürüyüş yaparak bu sorunun önüne geçebilirsiniz. • Günde 1-2 bardak süt içmeniz gebelikte ortaya çıkan kalsiyum kayıplarını yerine koymak içindir. Süt içemiyorsanız yoğurt veya ayran tüketiniz. Peynir veya çökelek de tüketebilirsiniz. Süt ve süt ürünlerinin pastörize olmasına dikkat edin. • Yemeklerde iyotlu tuz kullanınız. Yüksek tansiyon (hipertansiyon) varsa yemekleri az tuzlu pişirin. Özellikle son aylarda olan ödemlerin azaltılması amacıyla bu dönemlerde tuzu azaltın. • Genelde sabahları yataktan kalkınca başlayan bulantılarda bir dilim peynir, bir iki grissini rahatlık sağlayabilir. Özellikle gebeliğin ilk üç ayında olan bu bulantı ve kusmalardan kendinizi korumak için bu dönemde katı, kuru ve yağsız gıdaları tercih edin. Mutfak kokularından ve ağır parfümlerden uzak durun. Bu dönemde tuzlu kraker, patates haşlaması, leblebi ve bisküvi türü gıdaları alarak şikayetinizle baş edebilirsiniz. Az ve de sık yemeyi unutmayın. • Önceden belirtildiği gibi gebelik diyet yapmak için uygun bir zaman değildir. Hamilelikte belli miktarda kilo alımı şarttır. Zayıf bir bünyeye sahipseniz daha fazla, kilolu bir bünyeniz varsa daha az kilo almanız uygun olacaktır. Kilo durumunuzu “Vücut kitle indeksi” ile değerlendirebilirsiniz. Gebelik Döneminde Tüketilmesi Gereken Besinler ve Ölçüleri Doğru beslenme ve gebelik durumunun özellikleri nedeniyle gereksinmelerin çeşitli yiyecek guruplarından sağlanması gerekir. Besin öğeleri vücudumuzda çeşitli görevler yaparlar. Aynı görevleri yapan yiyeceklerden besin grupları oluşturulmuştur. Grup seçeneklerinden birini tüketmiyorsanız bir diğerini yiyerek de doğru beslenebilirsiniz. BESİN MİKTARI SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ 2 Su Bardağı süt veya yoğurt 1 porsiyon peynir (2 dilim) veya 2 yemek kaşığı çökelek ET ,YUMURTA, KURUBAKLAGİLLER 1 Yumurta 1 porsiyon et, balık, tavuk, hindi (60-90gm.) 1 porsiyon kurubaklagil yemeği (120gm) TAZE SEBZE VE MEYVELER 2 Porsiyon pişmiş taze sebze 3 porsiyon çiğ taze sebze 2-3 adet orta boy meyve veya taze meyve suyu TAHILLAR 6-8 İnce dilim ekmek 1 porsiyon pilav veya makarna 1 porsiyon çorba YAĞLAR 3-4 Silme yemek kaşığı sıvı yağ ŞEKERLER 1-2 Tatlı kaşığı bal, reçel veya pekmez Örnek Yemek Listesi SABAH: 1 bardak süt, 1 yumurta, 1 dilim peynir, 1 dilim ekmek, 1 domates, 1 salatalık, maydanoz, yeşil biber, dereotu v.b ARA ÖĞÜN: 1 meyve, 1 bardak ayran, 1 ince dilim ekmek ÖĞLE: 1 Porsiyon etli kurubaklagil yemeği 1 porsiyon pilav veya makarna 1 bardak ayran 1 porsiyon salata, 1 orta dilim ekmek, 1 adet meyve ARA ÖĞÜN: 1 dilim ekmek, 1 dilim peynir, domates ve salatalık, 1meyve AKŞAM: 1 porsiyon et, balık, tavuk (sebzeli) 1 porsiyon zeytinyağlı sebze yemeği 1 bardak ayran, 1 porsiyon salata , 1orta dilim ekmek GECE: 1 su bardağı süt veya 1 porsiyon sütlü tatlı 1 porsiyon meyve Kahvaltıda veya ara öğünlerde 5 zeytin, 1 tatlı kaşığı bal, pekmez, reçel tüketilebilir. 1 porsiyon meyve, 1orta boy elma, portakal veya küçük bir salkım üzüm, ince bir dilim karpuz veya kavun, yarım muz veya greyfrut olabilir. “Gebelik Güzelliktir” Gebelik anne adayı olmak, eşine ve kendine benzer bir canlıyı vücudunda taşımak çok özel ve sorumluluk isteyen bir süreçtir. “Bebeği içinde hissederek yavaş yavaş artan ağırlaşma ve değişen fiziksel görünüm anneye apayrı bir güzellik katar.” İnsan yaşamında beslenmenin çok önemli ve çok özel olduğu devrelerden biri olan gebelik, anneye topluma sağlıklı bireyler kazandırma sorumluluğunu vermiştir. Anne iyi ve doğru beslenmezse ölü doğum, erken doğum, düşük ağırlıklı doğum, bedensel ve zihinsel özürlü doğumlar gibi tehlikelerle karşılaşabilir. Kendisinde de kansızlık, tansiyon problemleri, vücutta su tutulması, yorgunluk, diş kayıpları ve kemik problemleri olabilir. Sonuç olarak; gebelik süresince bebek iyi beslensin diye fazla ve dengesiz beslenmek doğru olmadığı gibi doğum sonrası eski görünüme kolayca ulaşmak için az yemek de doğru değildir. Temel prensip; içerideki bebeğin yeterince yararlanacağı doğru ve dengeli beslenmeden geçer |
|
14 Şubat 2009, 16:06. 0 fav. ümit kentmenoğlu.
Etiketler:
şok diyetlerden uzak durun
![]() |
Şok Diyetlerden Uzak Durun |
|
|
|
|
Kışın tüketilen yiyeceklerdeki yağ ve kalori miktarının artması ve günlük aktivitelerin azalması, kilo alınımının artmasını kaçınılmaz kılıyor. Kışın gizlenen bu kiloları vermenin zamanı geldiğinde ise genellikle en kolay yöntem olarak seçilen 'şok diyetler' vücut üzerinde ciddi tahribata yol açıyor.
Kilo vermeye karar verdiğinizde ilk önce kendinize sormanız gereken soru "Tartıda kaç kilo olduğum mu önemli? Yoksa olmam gereken ağırlıkta, sağlıklı yağ yüzdesini koruyabilen bir vücuda sahip olmak mı önemli?" Çünkü bu tür çok düşük kalorili, kısa sürede fazla kilo kayıplarına sebep olan diyetlerde kayıplar yağdan değil, su ve kastan olmaktadır. Ayrıca bu diyetler ile metabolizma hızı yavaşlarken, verilen kilolar hızla geri alınabilmekte ve daha sonrasında yapılan diyetler de kilo vermek daha da zorlaşmaktadır. Diyet, alışkanlık haline getirilmemelidir. Diyeti alışkanlık haline getirenler hiçbir zaman istedikleri kiloya inemeyeceklerdir. Katı bir diyet hayatta bir kez ve bir uzman gözetiminde yapılmalıdır. Unutulmamalıdır ki bu tür şok diyetleri uygulayan kişilerde; sindirim ve sinir sistemi bozuklukları, anemi, yorgunluk, baş dönmeleri, bulantı ve kusma problemleri görülebilmektedir. Diyete başlayacak kişi mutlaka bunu istemeli ve kendisini hazırlamalı. Kilo problemi için kalıcı bir çözüm istiyor ise mutlaka bir diyetisyen tarafından, kişinin beslenme öyküsü, yaş, kilo, boy, fiziksel aktivite düzeyi ve vücut analizi incelenerek, alternatifler içeren dengeli ve yeterli bir beslenme programı hazırlanmalıdır. Metabolizmasını hızlandırmak için mutlaka günde 2,5 – 3 litre su içmeli ve kaliteli protein tüketmelidir. Kaliteli protein ihtiyacının karşılanması içinse haftada iki kez yumurta, iki – üç defa balık, kırmızı et veya tavuk yemek gerekmektedir. Beslenme şekli, en yoğun öğün sabah kahvaltısı olacak şekilde düzenlenmelidir. Bir günde üç esas öğün ve üç ara öğün yemek zayıflamayı olumlu yönde etkilemektedir. İnsan hayatında sadece bir kez ve doğru diyet yapmalıdır. Oysa günümüzde kilosundan şikayetçi olan hemen herkes çevresinden duyduğu, bir ünlünün uyguladığı, gazete eklerindeki şok diyetleri defalarca deneyerek, metabolizmalarını bozmaktadırlar. Diyet yapıp metabolizmasını bozmuş bir kişinin, vücudunun vitamin-mineral dengesini bozduğu için, zayıflaması çok zor olacaktır. Bu noktada ısrarcı olmak yerine, bir süre diyet yapmayı bırakıp, bütün besin gruplarından dengeli yiyecek şekilde beslenilmesi gerekmektedir. Bu sayede vücudun eksikleri yerine konulur ve daha sonra yeniden sağlıklı bir diyet programı sürdürülebilir. Kişinin kilo vermesinde en büyük etken metabolizmayı yormamak ve aktif tutmaktır. Diyet öncesinde sağlık kriterleri mutlaka saptanmalıdır. Kişinin kan tahlillerine göre; Demir eksikliği var mı? Guatr problemi bulunuyor mu? Protein eksikliği var mı? İnsülin salgı durumu araştırılarak metabolizmayı aktif tutacak şekilde bir diyet uygulanmalıdır. Böylelikle uygulanacak diyet programı ile kişinin ayda 4 – 6 kg. vermesi sağlıklıdır. Bu kilo oranı kişinin vermesi gereken kilo oranına göre değişir. Örneğin, 10 kg. fazlası olan bir kişiye ayda 4 kg. , 30 kg. fazlası olan bir kişiye ayda 6 kg. verdirilebilir. Örnek Diyet 1.besin grubu - Süt, yoğurt 2. besin grub - Et, peynir,yumurta,tavuk 3. besin grubu - Ekmek,çorba, pilav, makarna 4. besin grubu - Sebze yemekleri 5. besin grubu - Meyve 6. besin grubu - Yağ 7. besin grubu - Şeker( Yasak) Dengeli bir diyette bu besin gruplarından mutlaka ihtiyacınız olduğu kadar almalısınız. Sabah - Şekersiz çay , peynir ekmek Kuşluk - Meyve Öğle - Sebze yemeği, yoğurt İkindi - Galeta Akşam - Et, salata Yatmadan - Meyve Bu tür diyette miktar ayarlaması kişiye göre diyetisyen yardımı ile yapılmalıdır. Bu konu ile sorularınızı diyetisyenimiz Enime Sezen ile paylaşabilirsiniz. |
|
14 Şubat 2009, 16:06. 0 fav. ümit kentmenoğlu.
Etiketler:
vitaminin azı karar çoğu zarar
![]() |
Vitaminin Azı Karar, Çoğu Zarar |
|
|
|
|
Vitaminler vücudumuzda birçok işlevin gerçekleştirilmesinde rol oynayan organik maddelerdir. Bunlar vücudun kendisi tarafından üretilmediği için gıda maddelerinden alınmaktadır.Bazı dönemlerde ise vitamin hapları ile vücudun ihtiyaç duyduğu vitaminler alınabilmektedir. Doğan Sağlık Grubu Danışman Hakimi Dr. Serkan Çelik; " Vitamin hapları ihtiyaca göre kullanılırsa başta kanser olmak üzere pek çok hastalığı önlemekte, ancak fazla veya bilinçsiz kullanımı tam tersi etki yaparak bu riskleri artırmaktadır. " dedi
Vücudun ek vitamin almaya ihtiyaç duyduğu dönemler vardır. Büyüme ve gelişme dönemlerinde, hamileliklerde, kronik alkol kullanımı durumlarında, çeşitli hastalıklarda ek vitamin almak gerekebilir. Bu gibi dönemlerde hastalara vitamin hapları önerilebilmektedir. Özellikle hamilelikte fizyolojik olarak bazı vitamin ve minerallere ihtiyaç duyulur. Bunlar en başta demir ve folik asittir. Hamilelik sırasında kansızlık meydana gelip demir ihtiyacı arttığından dolayı vitamin hapları nöral tüp defekti dediğimiz gelişimsel bir hastalığı da folik asit ihtiyacını tamamlayarak önleyebilmektedir. Bu nedenlerle hamilelik döneminde ek vitamin kullanmak gerekmektedir. Vitaminleri öncelikle doğal yollardan almak gerekmektedir Vitamin haplarını kullanmayı alışkanlık haline getirmek yanlış olacaktır. Vitamin haplarını doktor tavsiyesine göre ve doktorun belirlediği doz ve sürede güvenli bir şekilde kullanılabilir.D vitamini hariç, vitaminler insan metabolizması tarafından yapılamadıkları için bozukluklarını önlemek için vitamin hapı alınması önemlidir. Fakat yeterli ve dengeli besleniyor ve herhangi bir sağlık probleminiz yok ise vitamin hapı kullanmanıza da gerek yok demektir Dengeli bir beslenmenin vitamin ihtiyacını karşılamada en önemli faktör olduğu unutulmamalıdır. |
|
14 Şubat 2009, 16:05. 0 fav. ümit kentmenoğlu.
Etiketler:
ramazanda sağlıklı beslenme
![]() |
Ramazanda Sağlıklı Beslenme |
|
|
|
|
Ramazan ayında bu beslenme şekli tamamen değişmektedir. Oruç tutarken 14-16 saat süren açlık, metabolizmayı olumsuz etkiler. Sağlıklı olan her kişi oruç tutabilir. Fakat oruç tutmaya sağlığı elvermeyen kişilerin bu konuya hassaslıkla eğilmeleri gerekmektedir. Özellikle kalp-damar, böbrek, diabet, mide, yüksek tansiyon sorunu olanların belirli aralıklarla ilaç kullanma zorunlulukları vardır. Bu gibi kişilerin özel diyet uygulamaları gerekmektedir. Ayrıca hamileler, gelişim çağındaki çocukların ve aşırı yaşlıların da oruç tutmaları tehlikelidir.
Oruç Nasıl Açılmalıdır? Geleneğimizde olan zeytin veya hurma ile oruç açılabilir. Üzerine 1 bardak oda sıcaklığındaki su içilmeli ve biraz dinlenmeye çekilmelidir. Böylelikle midemizin rahat etmesini de sağlayabiliriz. Sonra çok sıcak olmayan katı yağlardan uzak yapılmış bir kase çorba yavaş yavaş içilmeli. Üstüne etli sebze yemeği, yoğurt, salata, zeytinyağlı (gene ılık) sebze yemeği yenmelidir. Tatlılardan mümkün olduğunca uzak durulmalı, mümkünse tatlıları yemekten 1-2 saat sonra tüketmeli çeşidi de hafif olan sütlü tatlılardan olmalıdır. Meyve yemekten 2-3 saat sonra ara öğün olarak alınmalıdır. Ara öğün olarak ayrıca değişiklik yapmak gerekirse bitki çayı ile tahıl grubu (galeta, grisini, kurabiye vs.) tüketilmelidir. Sahur Nasıl Olmalıdır? Kesinlikle sahura kalkılmalıdır. Çünkü bu hem kan şekerinin aşırı düşmesine engel olmakta hem de metabolizmanın daha iyi çalışmasını sağlamaktadır. Sahurda en uygun mönü bizim için kahvaltılıklardır. Bunlardan şarküteri ürünlerinden kaçınılmalıdır. Nedeni hem susuzluk hissini arttırması hem de yağ oranının yüksek olmasıdır. Bunların yerine proteinden zengin yumurta, peynir gibi besinler süt ile birlikte tüketilirse daha iyi tokluk sağlar. C Vitaminini de eksik etmemek için söğüş domates, salatalık veya meyve yenmesi gerekir. Bazı günlerde bu mönüden sıkılanlar için çorba, 1 kase yoğurt ve börek de (fırında yapılmış) yenilebilir. Sahurda tatlı yenilirse susamayı erkene alır. Su Tüketimi Nasıl Olmalıdır? Su ihtiyacımız olan günlük 8-10 bardak hakkımızı bu araya sığdırmamız gerekir. Bu çay+su+meyve suyu şeklinde olabilir. Sahurda çok su içme idrar miktarını arttıracağı için şişkinlik ve uykunun kaçmasına neden olur. |
|
14 Şubat 2009, 16:04. 0 fav. ümit kentmenoğlu.
Etiketler:
kurban bayramında et tüketimine dikkat!
![]() |
Kurban Bayramında Et Tüketimine Dikkat! |
|
|
|
|
Kurban Bayramının gelmesiyle birlikte sindirimi en zor besinlerden biri olan etin tüketimi artacaktır. Özellikle yağlı etlerin, kolesterol ve doymuş yağ oranı yüksek olduğu için yüksek tansiyonu,şeker hastalığı ve kalp/damar hastalığı bulunan kişilerin Kurban Bayram’da az yağlı veya yağsız etleri tercih etmeleri ve tüketimde aşırıya kaçmamaları sağlıklıkları açısından uygun olacaktır.
Kronik hastalıkları olan ve risk grubunda bulunan kişiler için kurban bayramı tehlikeli olabilmektedir. Kalp/Koroner arter hastaları, şeker hastaları,tansiyon hastaları ve böbrek hastaları risk altındadır. Fazla Et Yenmesinin Zararları nelerdir? Etin içeriğinde; doymuş yağları bulundurması sebebi ile aşırı miktarlarda tüketilmesi kan yağlarının yükselmesine bağlı olarak Kalp ve Damar hastalıklarına sebep olabilir. Fazla tüketim sonucunda kan basıncı artacağından dolayı tansiyon yüklenmesi gerçekleşebilir. Et, sindirimi zor olan bir besin öğesidir. Bu nedenle de aşırı miktarlarda et tüketimi sindirimi güçleştireceğinden mide problemi olan kişilerin aşırı miktarlarda et tüketmesi sakıncalıdır Etin kavurma ve kızartma yöntemi ile pişirilerek yenilmesi mide asidini arttırarak kabızlık gibi rahatsızlıklara neden olacaktır. Kırmızı et, aşırı tüketilmesi halinde vücutta fazla demir yüklenmesine neden olacaktır. Ancak fazla demir oranı vücuttaki kalsiyumun idrarla birlikte atılmasına neden olacaktır. Yine aşırı et tüketilmesi, şişmanlık,insülin ve metabolizma dengesi bozulacağından diyabet gözlenebilir. Bu sebeplerden dolayı; * Aşırı et tüketiminden kaçınılması, * Et tüketimi ile birlikte sebze tüketimine ağırlık verilmesi, * Etlerin yağlı kısımlarının tüketilmemesi ayrıca iç yağların yemeklerde kullanılmaması, sağlıklı beslenme açısından dikkat edilmesi gereken unsurlardır. Kurban Eti Kesildikten Ne Kadar Sonra Tüketilmelidir? Kurban Bayramında yeni kesilmiş etlerin tüketimine dikkat edilmelidir çünkü yeni kesilmiş etlerin sert oluşu sindirimi zorlaştıracaktır. Yeni kesilmiş olan etlerin pişirilmesi oldukça güçtür. Bu sebeplerden dolayı kurban eti kesildikten hemen sonra tüketilmemelidir. Etlerin buzdolabında en az 24 saat bekletilip uygun pişirme yöntemleri kullanılarak tüketilmesi mide ve bağırsak sağlığı için uygun olacaktır. Ayrıca etler buzlukta birkaç hafta boyunca saklanılabilir. Eti Uygun Pişirme Yöntemleri Nelerdir? Etin tüketim miktarı kadar pişirme yöntemlerinin de önemi vardır. Etlerin kızartılması ve kavurması besin öğelerinde kayıplara sebep olabileceği gibi fazla miktarda yağ tüketilmesine ve sağlık sorunlarının oluşmasına yol açabilmektedir. Bu sebepten dolayı etlerin haşlama, buğulama veya ızgara şeklinde pişirildikten sonra tüketilmesi yararlı olacaktır. Izgarada direkt ateşe maruz ve çok pişirilerek yanma noktasına gelen etlerde kanserojen maddeler oluşmaktadır. Oluşan bu kanserojen maddeler vücudumuzun hücre yapısında değişikliklere neden olurlar. Kurban Eti Nasıl Saklanmalıdır? Kurban etleri, birer tüketimlik halinde buzdolabı poşetine konularak kaldırılmalıdır. 0-2 santigrat derecede 3-5 gün, buzlukta birkaç hafta, -18 derecede ise 3 ay saklanabilir. Donmuş etler buzdolabı gibi soğuk yerlerde çözdürülmelidir. Ancak et çözdürüldükten sonra tekrar dondurulması tehlikelidir. Çözdürme sırasında et üzerindeki mikro organizmaların üremesine neden olacaktır. Tekrar dondurulan et üzerinde üreyen mikro organizma miktarı artar. |
|
14 Şubat 2009, 16:03. 0 fav. ümit kentmenoğlu.
Etiketler:
bebek yapmak için çok seks yapmak şart mı ?
![]() |
BEBEK YAPMAK İÇİN ÇOK SEKS YAPMAK ŞART MI ? |
|
|
|
|
Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Sağlığı Direktörü Prof. Dr. Aydın Arıcı ve Fertijin Kadın Sağlığı Merkezi'nin Direktörü Op. Dr. Seval Taşdemir, doğurganlık için kadın ve erkek nasıl seks yapmalı konusunu tartıştı.
Prof. Dr. Aydın Arıcı: "Her gün ilişkiye girmeyin, baba olma şansınız düşer" Çocuk isteyen çiftler ne sıklıkta ilişkiye girmeli? Çiftlerin hamilelik mucizesini gerçekleştirme şansı her ay yüzde 30'dur. Tabii ki düzenli ilişki kurmak kaydıyla... Düzenli demek, her fırsatta ilişki demek değil. Bir gün arayla ya da iki-üç günde bir, bu işin kararıdır. Yani her ilişkiden sonra bir gün tatil! Her gün ilişkiye girerlerse ne olur? Çok sık ilişkiye girildiği taktirde meninin hacmi ve sperm sayısı azalır. Sekse çok ara vermek spermleri güçlendirir mi? Çok ara vermek de sorun yaratır. İki hafta hiç ilişkiye girmedikten sonra gerçekleşen ilişkide, çıkan sperm sayıları yüksek olsa bile hareketlilik düşer. Ayın hangi dönemleri çiftler için şans artıyor? 28 günde bir adet gören kadında 14. gün yumurtlama günüdür. Dolayısıyla 10. günden itibaren gün aşırı ilişki olması, hamilelik şansını en çok artıran tempodur. Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlere önerilen pozisyonlar oluyor mu? Bir kere kadının rahminin pozisyonu önemlidir. Kadının üstte olduğu pozisyonda hamile kalmak daha zordur. Hamilelik isteniyorsa kadının kalça altına yastık koyması bile önerilebilir. Doğurganlığı artıran yiyecekler var mı? Organik gıdaları tavsiye ediyorum. Yenilecek gıdalar iyi yıkanmalı, sigaradan uzak kalınmalı. Çünkü günde bir paket sigara içenlerin menopozu üç yıl erkene çekiliyor, iki paket içenlerin ise beş yıl. Kadın ve erkeğin ilişki öncesi yapmaması gereken birtakım şeyler var mı? Çok sıcak banyo sperm üretimini azaltır. Çünkü testis ısıya hassastır. Özellikle sperm sayısı sınırda olan kişilerde zararlıdır. Dr. Seval Taşdemir: "Köylerde her gün ilişkiye girenlerin sağlıklı çocukları var" Çocuk isteyen çiftler ne sıklıkta ilişkiye girmeli? Hamilelik için çiftlere haftada iki üç kere ilişkide bulunmalarını öneririz. Ama asla bir sınırlandırma da getiremeyiz, ilişki spontan olmalıdır. Sonuçta ilişki sıklığı anne baba olma şansını büyük ölçüde etkilemez. Her gün ilişkiye girerlerse ne olur? Hiçbir şey olmaz. Köylerde her gün ilişkiye giriyorlar, sağlıklı çocukları oluyor. Günlük ilişkiler her zaman sperm sayısını düşürmez. Sekse çok ara vermek spermleri güçlendirir mi? Günü geliyor çok ender, hatta yılda bir kez ilişkiyle bile insanlar çocuk sahibi olabiliyorlar. Ayın hangi dönemleri çiftler için şans artıyor? Sperm, kadının genital organlarında bir süre yaşar. 14. gün en riskli gün olarak söylense de bazen 20. günlere kadar gebelik riski sürer. Bu nedenle takvim metodu hiçbir zaman doğum kontrol yöntemi olarak işe yaramaz. Bu metodu kullananlar kazaya kurban giderler. Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlere önerilen pozisyonlar oluyor mu? Pozisyonlar da çok önemli değildir. Yalnızca ilişkiden sonra bizim toplumumuzda vajinal duş çok yaygın, bunu önermiyoruz. Enfeksiyona davetiye çıkarıyor. Doğurganlığı artıran yiyecekler var mı? Tek yönlü beslenmenin yumurtlama üzerinde kötü etkisi var. Vejetaryenlerde kısırlık oranı yüksektir. Hayvansal proteinlerden de alınması şart. Kadın ve erkeğin ilişki öncesi yapmaması gereken birtakım şeyler var mı? Alkolün spermler üzerinde toksit etkisi vardır. Vajinal duşu, özellikle hamilelik beklenen ilişkilerde önermiyoruz. Esra Tüzün |
|
14 Şubat 2009, 16:03. 0 fav. ümit kentmenoğlu.
Etiketler:
bebek isteyenler doğum kontrolünü ne zaman bırakmalı
![]() |
BEBEK İSTEYENLER DOĞUM KONTROLÜNÜ NE ZAMAN BIRAKMALI |
|
|
|
|
Eğer prezervatif ve diyafram gibi doğum kontrol yöntemlerini uyguluyorsanız, bunları bırakır bırakmaz hamile kalabilirsiniz. Ancak diğer doğum kontrol yöntemlerinde doktorlar en az bir adet döneminin geçmesi gerektiğini savunuyorlar.
Doğum kontrol hapı:Bu hapları hamileliğinizden en az üç ay önce bırakmanız gerektiği gibi bazen bir ay da yeterli olabiliyor. Ayrıca bu hapları bıraktıktan sonra en az bir kez adet görmeniz gerekmektedir. Rahim içi araç (RİA) Sağlıklı ve formda kalmanın faydaları Hamile kalmanızdan en az üç ay önce sağlıklı bir yaşam düzenini benimsemeniz hamile kalma şansını ve bebeğin sağlıklı doğmasını sağlayacaktır. Sağlıklı bir diyet Egzersizler:Haftada en az üç kez kalp atış hızınızı yükselten 20 dakikalık egzersizler yapmalısınız ve eşinizle beraber uygulayabileceğiniz bu egzersizler jogging, yüzme ya da jimnastik gibi hafif sporlar olmalıdır. |
|
14 Şubat 2009, 16:02. 0 fav. ümit kentmenoğlu.
Etiketler:
koah
![]() |
Sonbaharın Büyük Tehdidi KOAH |
|
|
|
|
KOAH, solunum yolları ve akciğer dokusunun kronik enflamasyonuna ikincil olarak gelişen ilerleyici hava yolu daralması ile karakterize bir hastalıktır.
KOAH ne kadar yaygındır? Tüm dünyada 40 yaş üzerindeki her 10 erişkinden birinde KOAH vardır. Türkiye 'de ise 40 yaş üstü her beş erişkinin birinde KOAH bulunmaktadır. Ülkemizde 5 milyon KOAH'lı hasta bulunduğu tahmin edilmektedir. KOAH ne kadar öldürücüdür? Dünya çapında her yıl yaklaşık 3 milyon kişi KOAH nedeniyle ölmektedir. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, KOAH dünyada kalp krizi, inme ve akut akciğer enfeksiyonlarından sonra en önemli 4. ölüm nedenidir. Kanserden daha fazla ve HIV/AIDS kadar ölüme neden olur. Türkiye'de ise KOAH en sık görülen 3. ölüm nedenidir ve her yıl yaklaşık 30 bin kişi bu hastalıktan ölmektedir. KOAH için risk faktörleri nelerdir? Tütün kullanımı KOAH gelişimi ile en ilişkili risk faktörlerinden biridir. Bununla birlikte hava kirliliğive bazı mesleki kimyasallara maruz kalma da önemli rol oynamaktadır. Aynı şekilde KOAH'a genetik eğilim ile çevresel faktörler arasında açık bir ilişki de bulunmaktadır. KOAH' ın belirtileri nelerdir? KOAH belirtileri öksürük, balgam çıkarma ve nefes darlığıdır. Pekçok kişi kendisinde KOAH olmasına rağmen bunu bilmez. Bazıları şikayetlerinin sadece yaşlanmanın doğal bir sonucu olduğunu düşünür. Ancak KOAH yaşamı tehdit eden bir hastalıktır ve tedavi edilmezse kötüleşir. KOAH tedavi edilebilir mi? Tamamen iyileşmesi mümkün olmamakla birlikte, doktorlar kendinizi daha iyi hissetmenize ve akciğerlerinizdeki harabiyetin yavaşlamasına yardım edebilir. Hastalığın tanısı için akciğer grafisi çektirmek ve basit bir solunum testi yaptırmak yeterlidir. Tanı ne kadar erken konursa, tedavi o ölçüde etkili olacaktır. KOAH önlenebilir mi? Sigara içiliyorsa, KOAH 'ı önlemenin ya da ilerlemesini durdurmanın en iyi yolu sigarayı bırakmaktır. Doğan Hastanesi Sigara Bırakma Polikliniği size sigarayı hayatınızdan çıkarma konusunda destek vermeye hazırdır. |
|